Çocuklar kardeşlerine, arkadaşlarına ve yetişkinlere çeşitli sebeplerle vururlar. Anne babaları tarafından hoş karşılanmasa da bu durum aslında normaldir. Bu yöntem, çocukların kızdığı ve kendini anlatamadığı zamanlarda başvurduğu bir duygularını gösterme biçimidir. Diğer yandan; kendisine uygulanan disiplin çabalarına tepki vermek, nasıl olduğunu denemek, kıskançlık veya dikkat çekmek gibi çeşitli sebeplerle başkalarına vurabilir.
Ne yapabilirsiniz?
Sakin olun. Zor olabilir ama bağırmak, azarlamak ve hatta sizin de ona vurmanız çocuğun davranışını düzeltmeyecek hatta ona kötü örnek teşkil edecektir. Kendi sinirinize hakim olmaya çalışmak çocuğun kızgın tavırlarını kontrol edebilmek için yapmanız gereken ilk şey diyebiliriz.
Sonuçlarla anlatmaya çalışın. Çocuğunuz oyun oynamak yerine arkadaşlarına vurmayı tercih ediyorsa hemen durdurun. Oyundan çıkarın ve yanında oturup oynayan çocukları birlikte seyredin. Arkadaşlarına vurmadan istediği zaman oyuna katılabileceğini söyleyin. "Sana vursalar üzülmez ağlamaz mısın" gibi yaklaşımlarla çocuğun empati kurmasını beklemeyin. 2-3 yaşındaki bir çocuk kendini başkasının yerine koyup düşünemez, sadece yaptıklarının sonuçlarını anlayabilir. Saldırgan olursa oyun oynamasına izin verilmeyeceğini anlarsa davranışını düzeltebilir.
Hemen müdahale edin. Arkadaşlarına ya da kardeşlerine vurmaya başlayan çocuğunuzu hemen uyarın. Etrafındaki çocukların çığlıklar atmasını beklemeyin. Her durumda aynı tepkileri verirseniz çocuk yaptığının yanlış olduğunu daha çabuk öğrenir.
İyi davranışlarını farkedin. Oyuncağı almak istediği zaman arkadaşına vurmak yerine güzel güzel istediğinde farkedin ve çocuğunuza doğru yaptığını hissettirin. Ona sarılıp öpün, aferin deyin. Sizin takdirinizi aldığını farketmesi önemlidir.
Fazla televizyon izletmeyin. Çocuklar için yapılmış programlar, çizgi filmler, hatta kimi zaman reklamların bile şiddet, bağırma/vurma içerdiği günümüzde çocuğunuzun ne izlediğine ve ne kadar izlediğine dikkat edin. Gerçekle sanalı, doğruyla yanlışı ayıramayacak kadar küçük olan çocuklar, izlediklerinden çok fazla etkilenmektedirler. Çocuğunuzun izlediğinden ne anlam çıkardığını öğrenmek için onunla birlikte seyredin ve izledikleriniz hakkında konuşun. Bazı uzmanlar 2 yaşın altındaki çocukların hiç televizyon izlettirilmemesi gerektiğini savunmaktadırlar.
Enerjisini boşaltabileceği olanaklar yaratın. Yaşam enerjisiyle dolu yavrunuzun rahatça koşup oynayabileceği fırsatlar bulun. Özellikle açık havada zaman geçirmesi, dilediği gibi davranabilmesi onu çok rahatlatacaktır. Parkta, sahilde, oyun grubunda ya da uygunsa evde rahat davranacağı zamanlar geçirmesini sağlayın.
Size vurmaya kalkarsa engel olun ama siz de vurmayın. Çocukların duygularını ifade etmek için bedenleri kullanabilirler ama bir başkasını incitmemeyi öğrenmeleri gerekir. Başkasına vurmanın yanlış olduğunu anlatabilmek için sakın onun poposuna bir şaplak atmayı denemeyin. Bu şekilde sadece saldırganlığın normal bir davranış olduğunu göstermiş olursunuz. Size vurmaya kalkıştığında hemen elini tutup engel olun ve sakin bir biçimde "Hayır" deyin.
Uykuda görülen sayıklamalar, fiziksel veya duygusal olarak bir rahatsızlığın işareti değildir. Yaygın olarak görülmekle birlikte yaşın ilerlemesiyle genelde kaybolur.
Gece korkuları da sık rastlanan bir durumdur. Çocuklar geceleri karanlıktan, yalnız kalmaktan, yatağın altında veya dolabın içinde canavar olduğuna inandıklarından korkabilirler. Bu tür korkular, çocuğun yatma zamanına direnç göstermesine neden olur.
Korkuların ortaya çıkma sebepleriyse farklı olabilir: Çocukla ilgilenen kişinin yokluğu, evde yaşanan bir değişiklik (taşınma, misafir gelmesi, ailevi problemler, vs.), yeni bir kardeşin gelmesi, yuvaya başlamak, şiddet içeren yayınlar izlemek, seyahat etmek, allerji veya başka bir hastalık sonrası gibi nedenlerle karşımıza çıkabilir.
Uyku terörü ya da gece terörü olarak adlandırılan uyku bozukluğu ise daha ciddi bir sorun olup 3 – 5 yaş arası çocukların yaklaşık %5’inde görülebilen bir durumdur. Genellikle çocuk uyuduktan ilk 2 saat sonra ortaya çıkar. Çığlık atıp yatağın içinde oturan veya odada dolaşan korku içinde gözleri açık olan çocuk, aslında uyumaya devam etmektedir. Uyandırmaya çalışsanız da cevap vermez. 10 – 30 dakika arasında süren bu durumu çocuk ertesi sabah hatırlamayacaktır.
Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte ailesinde bu durum yaşanan çocuklarda daha sık görülür. Gece terörü, psikolojik stres veya yorgunluk sebebiyle de ortaya çıkabilir. En geç 12 yaşında sona eren bu nöbetlerde yapmanız gerekenleri şöyle özetleyebiliriz:
Yeniden uyumasına yardımcı olun. Çocuğu uyandırmak için zorlamayın. Işıkları açın, sakin olun. Yumuşak bir sesle "geçti, evdeyiz, herşey yolunda, hadi uyu" gibi rahatlatıcı sözler tekrarlayın. Elini tutmayı veya sarılmayı deneyebilirsiniz ama iterse direnmeyin.
İncinmekten koruyun. Çocuk kalkıp dolaşıyorsa pencere, balkon, merdiven veya sert cisimlerden koruyun. Sakin bir biçimde yatağına döndürmeye çalışın.
Gece sizin dışınızda ilgileneceklere durumu ve yapacaklarını açıklayın.
Gece terörünü engellemek için kullanılan ve oldukça olumlu sonuç alınan bir yöntemi uygulayabilirsiniz. Çocuğu izleyin ve korku nöbetlerinin geldiği zamanı belirleyin. Nöbetin başlamasından 15 dakika önce çocuğu tamamen uyandırın, yataktan çıkarın ve 5 dakika uyanık tutun. Bu yöntemi 7 gece peşpeşe tekrarlayın, nöbetler tekrarlarsa 7 gece daha aynı yöntemi uygulayın.
Korkulu rüyalar olan kabuslar, gece teröründen çok daha yaygın bir durum olup genelde gece yarısı veya sabahın erken saatlerinde görülür. Çocuklar kabuslarını hatırlarlar ve çok korkmuşlarsa ertesi gün anlatmaya devam ederler. Kabusların gerçekte olmadığı sadece hayal oldukları anlatılmaya çalışılabilir ama çocukların korkması bütünüyle engellenemez. Anne baba olarak nasıl bir terbiye uyguladığınıza bağlı olarak yeniden uyuyana kadar yanında olmak, yatağınıza almak, kapısını ve ışığını açık bırakmak gibi çeşitli yöntemlerle sakinleştirmeye çalışabilirsiniz.
Gece uyanmalarının özellikle 3 aya kadar olan bebeklerde normal hatta gerekli olduğunu belirtmiştik. Ama bebeğinizin uykusu bir türlü düzene girmiyor ve aşağıdaki durumlardan birini yaşıyorsanız bir sağlık problemi olma ihtimalini düşünmeniz gerekir:
Bebek aniden gaz sancısı varmış gibi karın ağrısı çekerek uyanıyorsa
İyi uyuyan bebeğiniz birden huzursuzlanmaya başlamışsa
Bebek doğduğundan beri düzgün uyumuyorsa
Başka hastalık belirtileri varsa
Ne yaparsanız yapın sakinleşmeden ağlıyorsa
İçinizde bir şeylerin ters gittiğini söyleyen bir his varsa
Bebeğinizde var olabilecek gizli sağlık problemlerini ise şu şekilde özetleyebiliriz:
Midesindeki rahatsızlıklar. Bebeğin mide kapağı görevini gören kasdaki zayıflık yüzünden sindirim asitlerinin boğazına gelmesiyle, yetişkinlerde görülen mide yanmasına benzer sancılar oluşabilir. Besledikten sonra boğazından kısık sesler geliyor ve sancıyla ağlıyorsa, sebebi midesindeki bu problemdir.
Mamasına ya da emzirilen bebeklerde, annenin içtiği inek sütüne olan allerji. Bebek bütün gece huzursuz ve sürekli gazlıysa, ishal veya poposunda tahriş varsa özellikle kontrol ettirmekte yarar var.
Kulak rahatsızlıkları. Bebeğin burnundan ya da gözlerinden sarı bir akıntı geliyorsa kulağında bir sorun olma ihtimali yüksektir.
Apne ise bebeklerin uykularında yaşayabildikleri bir diğer önemli hastalıktır. Apneyi, nefes almanın durması şeklinde tanımlayabiliriz. Apnenin bilinen en yaygın sebebi prematüre doğumlardır. Fakat apne; enfeksiyonlar, kansızlık, düşük kan şekeri ve mide rahatsızlıkları (sindirim enzimlerinin boğaza gelmesi) gibi tedavi edilebilir sebepler yüzünden normal bebeklerde de karşımıza çıkmaktadır.
Kandaki oksijen seviyesinin düşüklüğüne ve dolayısıyla beyin hasarlarına yol açabilen apne, bebeğin kalbini ve akciğerlerini etkileyebilir hatta ölüme sebep olabilir. Apne, sebebi mutlaka araştırılması ve tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır.
Yukarıda belirtilen durumlarda mutlaka bir uzman hekime başvurularak gerekli önlem ve tedavilerin alınması gerektiğini tekrar hatırlatalım.
Çocuğunuza saygılı olun.Bir arkadaşınıza veya sokaktaki bir yabancıya gösterdiğiniz saygıyı çocuğunuza da gösterin. Saygı göstermenin önemli bir parçası ne söylediğinize dikkat etmektir. Çocukların gözünde anne babalarının sözleri çok önemlidir. Kendinizi kontrol etmek sizi zorlasa da düşünmeden konuşmamaya çalışın. Kızgın olduğunuzda çocuğunuzu aşağılamaktan, “Sen zaten her zaman sakarsın”, ‘Hep tembellik ediyorsun, ödevlerini yapmıyorsun” gibi olumsuz genellemeler yapmaktan kaçının.
Çocuğunuzdan bir şey istediğinizde lütfen demeyi, teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirin.
Mükemmel olmasını beklemeyin. Kimse mükemmel değildir ve siz de çocuğunuzdan mükemmel olmasını beklememelisiniz. Çocuklar, anne babaları tarafından oldukları gibi, eksik ve hatalarıyla kabul edilmeyi ister. Böylelikle çocuk kendini güvende hisseder ve özgüven kazanır. Bazı anne babalar çocuklarına daha iyi olması için baskı uygulamaları gerektiğini düşünür. Aslında doğru olan tam tersidir. Oldukları gibi kabul gören çocuklar, başarmak için riske girecek güveni hissedebilirler. Sürekli baskı gören çocuklar ise zamanla ailelerine kızgınlık duyup isyan edebilir. Çocuğunuzun hatalarından bahsetmek yerine, hatalarını öğrenmek için fırsatlar olarak görmesini sağlamalısınız. Mükemmel olması için baskı yapmaktan vazgeçip yaptıklarını ve yapmak için gösterdiği çabayı takdir edin. Çok çalıştığı halde matematikten ortalama bir not alan çocuğunuza, “Gelecek sefere daha çok çalışıp pekiyi alırsın” yerine “Aferin, pekiyi alamadın ama çok çalıştın, seninle gurur duyuyorum” demeniz çok daha iyi etkiler yaratacaktır.
Çocuğunuza verdiğiniz sözleri tutun. Birşey yapacağınızı söylediğinizde elinizden geleni yapıp sözünüzü gerçekleştirmelisiniz. Tuttuğunuz sözler; çocuğunuz tarafından sizin dürüstlüğünüzün, söylediklerinizin doğruluğunun ve ona verdiğiniz önemin göstergesi olarak algılanır. Tutmadığınız sözler ise çocuğunuzun, sizin verdiğiniz sözü tutacak kadar onu sevmediğinizi düşünmesine neden olur. Bu da çocuğun özgüveninin sarsılmasına yol açar. Kesinlikle yapabileceğinizden emin olduğunuz sözler vermelisiniz.
Çocuğunuzu dinleyin ve cevap verin. Çocuğunuzla konuşurken bütün dikkatinizle onu dinlemelisiniz. Yaptığınız işi bırakın, göz teması kurun, kucağınıza alın veya elini tutup fiziksel temas sağlayın. Çocuk söylediklerine önem verildiğini ve saygı gördüğünü hissetmelidir. Anne baba, söylenenler sıkıcı ve aptalca şeylermiş gibi davranırsa, çocuk kendisinin önemli olmadığına inanır. Çocuğunuzun soru sormasını teşvik etmeli ve olabildiğince dürüstçe cevaplamalısınız. Bir konuyu bilmediğinizi kabul etmeniz cevaplamaktan kaçınmaktan ya da uydurma bir yanıttan daha iyidir. Çocuğunuz sizden herşeyi bilmenizi beklemez, ona karşı açık ve dürüst olmanızı ister.
Kendiniz için yapın Çocuk yetiştirmek, ona iyi örnek olmak, sağlığına beslenmesine dikkat etmek gerçekten yorucu olabilir. Sürekli kontrollü olmaya çalışmak sizi yıpratabilir. Hayat şartları kimi zaman zorlayıcıdır; bazı günler çok yorgun, keyifsiz olabilirsiniz. Siz de hata yapabilirsiniz, aslında söylemek istemediğiniz bir şeyi çocuğunuza söyleyebilirsiniz. Kendinize karşı acımasız olmayın. Yapılan hataları hemen arkasından telafi etmeye çalışın, çocuğunuz sizi anlayacaktır. Kendinizi baskı altında hissetmek yerine ne harikulade bir süreci yaşadığınızı düşünün. Daha iyi bir insan olmak için, yavrunuzla birlikte sizin de yeni bir şansınız var, bunu iyi değerlendirin.
Bebeklerin nerede uyutulması gerektiği, uzmanlar arasında fikir ayrılıklarının yaşandığı konulardan biri olagelmiştir. Bir bölüm uzman, bebeğin kesinlikle kendi yatağında uyuması konusunda ısrar ederken diğer bir grup, anne babayla aynı yatakta yatmanın avantajlarını savunmaktadır. Anne baba olarak bebeğinizi büyütürken pek çok “Yapın” ve “Sakın yapmayın” önerileriyle karşılacaksınız. Önerilerden mutlaka yararlanmalısınız ama daha önce de belirttiğimiz gibi sizin için en doğru olana karar vermek yine size düşüyor. Uzmanların görüşlerini yakından inceleyelim.
Bebeklerin kendi yataklarında yatmasından yana olan uzmanların görüşlerini şu şekilde özetleyebiliriz:
Aileleriyle uyuyan bebekler yaşları ilerlese de psikolojik olarak bağımsız bir kişilik geliştiremezler. Ailelerine sürekli olarak bağımlı kalırlar. Uyurken kendi kendine yetebilen çocuk, büyüyünce de kendine yeten bir çocuk ve birey olur.
3 aydan hatta doğumdan hemen sonra yalnız yatmaya alışmayan bebeklerin kendi başlarına uyumayı öğrenmesi çok zor olur. Bu yüzden bebeği kendi yatağında yatırmaya erken başlamalıdır.
Büyüdükten sonra ayrı yatırılmak istenirse bunu artık sevilmediği şeklinde yorumlayabilir.
Bebekleriyle uyuyan anne baba, uykuda iken üstüne yuvarlanarak bebeğin ölümüne sebep olabilir.
Aileyle yatılan yatağın ısısı fazla yüksek olup bebeğe zarar verebilir.
Bebeklerin en azından ilk 6 ay aileleriyle uyumaları gerektiğini savunan uzmanların görüşlerine gelince:
Aileleriyle yan yana yatan bebekler, vücut ısıları ve nefes alış verişlerini daha düzenli olur. Hatta anne, baba ve çocuk ortak bir ritme sahip olabilirler.
Bebeğin emzirmeniz daha kolay olacağı için uyku daha az bölünür. Bebeğin ihtiyaçlarını tam uyanmadan daha kolay ve çabuk giderirsiniz.
Özellikle gün içinde bebekleriyle zaman geçiremeyen anne babalar, ihtiyaç duydukları fiziksel ve duygusal yakınlığı birlikte uyuyarak giderebilmektedirler.
Uyurken yatağın kenarını hissedip aşağı düşmediğimiz gibi anne baba iç güdüsel olarak bebeğin varlığını hisseder ve ona zarar vermez.
Bebekte oluşabilecek apne gibi herhangi bir uyku problemi daha çabuk farkedilir.
Anne baba açısından durumu değerlendirecek olursak: Bebeği ayrı yatırdığınızda kendiniz için bir mola vermiş gibi olabilirsiniz (tabii kulağınız tetikte her 10 dakikada bir kalkıp bakmadıkça). Eşinizle olan özel ilişkiniz daha rahat devam eder. Bebeğin en ufak bir kıpırtısından uyanmazsınız.
Bebekle birlikte uyumak, anne ve babanın birlikte vermesi gereken bir karardır. Bebek yüzünden karı koca ilişkisinin zarar gördüğünü düşünen bir taraf varsa konuyu karşılıklı konuşarak halletmek yararlı olacaktır. Hem anne hem baba bebekle uyumaktan mutluysa, bebeği zamanla kendi kendine uyutmaya alıştırmak koşuluyla, birlikte uyumalarında bir sakınca yoktur.
Bebeği ve çocuğu kendi başında yatırmak için, ona en uygun yöntemi bulmalısınız: Hafif ışıklı bir odada yatırarak, uykudan önce rahatlamasını sağlayacak banyo, ninni, vs. uygulamalarını rutin halde yaparaki uyuyana kadar yanında bulunarak yalnızlığa alıştırabilirsiniz. Bir diğer yöntemse, beşiğini ya da yatağını uzanabileceğiniz bir mesafede tutmak ama kendi yatağında yatırmaktır.
Bebekle uyurken yatağınızın güvenliği ve ısısı hususunda tedbirli olmalısınız, yastıklar, yorgan çocuğun nefes almasını engellememeli. Alkol veya uyku tesiri olan ilaçlar aldığınızda özellikle dikkatli olmalısınız. İster yanınızda ister ayrı, bebeğiniz ve sizin için en iyi olan konusunda iç güdülerinize güvenmenizi öneririz.
Disiplin dendiğinde alınıza ne gelir? Ya da bir çocuğu disipline etmek sizce ne demektir? Uyulması gereken katı kurallar, çatık kaşlar, verilen cezalar ve hatta bazan popoya indirilen şaplaklar... Disiplini bir anlamda baskıyla özdeşleştiririz.
Pek çoğumuzun disiplinden anladığı ölçülü, kontrollü, belli bir düzene sahip davranışlar ve "söz dinlemek"tir.
Disiplini yanlış ve kötü davranışları düzeltmek için yapılması gerekenler olarak görürüz. Oysa disiplin; doğru olanı teşvik etmek ve iyi davranışları yerleştirmek için uygulanan yöntemler bütünüdür. Nasreddin Hoca'nın örneğinde olduğu gibi "testiyi kırmadan" uyarmak ve yol göstermektir.
Disiplin; çocuğunuza hayatta başarılı olabilmesini sağlayacak araçları vermek, tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı içsel kontrolü kazandırmak, istediğiniz özelliklere sahip olması için öğrenmesi gerekenleri öğretmek, özetle çocuğunuzun nasıl bir insan olacağını etkileyen davranışlarınızın tamamıdır.
Çocuğunuzun hayatı bir film olarak elinizde olsaydı ve siz filmi 20 yıl sonrasına sarsaydınız ne görmek isterdiniz? Çocuğunuz bir yetişkin olarak hangi özelliklere sahip olmalı? Dürüstlük, saygı, duyarlılık, doğru karar alabilme, espri anlayışı, özgüven, sorumluluk duygusu... çocuğumuzda görmek istediğimiz bütün bu özellikleri ona kazandırmak büyük ölçüde bizim onu nasıl yetiştirdiğimize bağlıdır. Bebekliğinden başlayarak ona verdiğimiz her tepki, öğrettiğimiz her şey, model olduğumuz her davranış aşama aşama onun kişiliğini etkiler.
Disiplin, çocuğa doğru teknikler uygulamaktan çok onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmeye dayalıdır. Çocuğunuzu disipline sokabilmek için öncelikle onu tanımanız gerekir. İçgüdüsel olarak onu tanıyacağınızı düşünebilirsiniz, haklısınız. Ancak onunla sağlam bir bağ oluşturmak ve yakından izlemek çocuğunuz hakkında daha çok şey bilmenizi sağlayacaktır.
Çocuğunuzdan yaşına uygun davranışlar beklemelisiniz. Bir yetişkin gibi düşünmesini ve davranmasını beklerseniz yanılırsınız. Çocuğunuza kurallar koyarken onun bakış açısını da gözönünde bulundurursanız daha kolay benimseyeceği bir düzen oluşturabilirsiniz. Bunu yaparken çocuğunuz tarafından yönetilmekten korkmayın. İyi anne babalar çocuklarına rağmen prensiplerinden vazgeçmeyenler değil, çocuklarını tanıyarak onların kurallara uymasını sağlayabilenlerdir.
Çocuğun kurallara uyabilmesi için önce onları bilmesi gerekir ve çocukların sınırlara ihtiyacı vardır. Belli bir özgürlük alanı bırakın ama mutlaka limitler koyun. Size saygı duymasını ve söz dinlemesini sağlayın. Aslında bu düşündüğünüz kadar zor değildir. Çocuklara başından itibaren yapmasını ve yapmamasını istediğiniz şeyleri söylerseniz sizi dinleyeceklerdir. Ama iş işten geçtikten sonra otorite kurmak her iki taraf için de yorucu olabilir. Çocuklar sınırlara ve kontrole uyum gösterir, yeter ki sınırlar sık sık değişmesin. Bir gün olur dediğiniz şeye ertesi gün hayır demeniz çocuğun kafasının karışmasına ve hatta korkmasına yol açar.
Çocuğunuzun her duyduğunu ve gördüğünü kaydeden bir kamera gibi olduğunu unutmayın. Her zaman mükemmel olmanız tabii ki beklenemez ancak sizi izleyen kamerayı nasıl etkileyebileceğinizi ve tutarlı olmanızın onun gelişimi için ne kadar önemli olduğunu hatırda tutmanızda büyük yarar var.
Çocuklar eline geçen herşeyi neden fırlatıp atarlar? Eşyaları sağa sola atmak, 18 aydan 3 yaşına kadar olan çocukların çok eğlenceli bulduğu, onlar için yeni bir beceridir. Aslında çocuğun eşyayı sıkıca tutması ve atması, motor becerilerinin geliştiğini ve elleriyle gözleri arasında iyi bir koordinasyon olduğunu gösterir. Çocuklar bunları yapabiliyor olmaktan mutlu olurlar. Elindekini attıktan sonra yere düştüğünü farketmek onun için ayrı bir bilgidir ve bunu görmek yaptığını daha da eğlenceli kılar. Topu duvara attğında sıçrar ama elindeki meyvayı attığında gidip duvara yapışır. Duvarlara atılmış yiyecekler veya temiz emziğini sokakta yere atmak sizin için sinir bozucu olsa da onun tek yaptığı yeni şeyler keşfetmek ve bundan mutluluk duymaktır.
Ne yapabilirsiniz? Kendisine veya başkasına zarar verecek şekilde sert cisimler atmıyorsa ve eşyalara zarar vermiyorsa çocuğunuzu ceza vererek durdurmaya çalışmamalısınız. Bu yaşlardaki bir çocuğu eşyaları atmaktan vazgeçirmeye uğraşmak aslında boşuna bir çabadır. Yapılması gereken, neleri ve nereye atabileceği konusunda çocuğa sınırlamalar getirmektir.
Atabileceği şeyleri olsun. Çocuğunuz eşyaları atmaması gerektiğini, atabileceği çok şeyi varsa daha çabuk öğrenir. Toplar bu iş için ilk akla gelen şeyler... Ama topları duvarlara atmak yerine bir top havuzuna atmak 2 yaşındaki bir çocuk için daha eğlencelidir, hele siz de onunla oynuyorsanız. Üstelik topları belli bir noktaya atıp biriktirerek, eşyaları doğru zamanda, doğru şekilde ve doğru yere atarsa bunun iyi bir şey olduğu dersini de vermiş olursunuz. Ayakkabı gibi atmaması gereken bir şeyi eline alırsa hemen elinden alın; sakin bir şekilde “Ayakkabıları atamazsın ama topları atabilirsin” diyerek eline oynaması için topunu verin.
Başkalarının canını yakmasına engel olun. Atmaması gereken nesneleri birine atmaya başladığında karşıdakinin canını yakmadığı sürece yok saymaya çalışın. Eline geçeni arkadaşına atarak sizin dikkatinizi çektiğini farkederse bunu tekrar yapacaktır. Çocuk birini incitebilecek şekilde elindekileri fırlattığı zamanlarda hep aynı tepkiyi vermeye çalışın; çocuklar tekrarlarla öğrenir. “Sakın atma, acır” deyip çocuğu bulunduğu ortamdan uzaklaştırın. Bu yaşlardaki çocukların 30 saniye kadar oyundan uzak durmasını sağlamak, yaptığını ve neden durdurulduğunu unutmamasına yeter. Kızgın olduğunda eşyaları attığını farkederseniz kızgınlığını kelimelerle anlatmasını söyleyin. “Eğer Esra’ya kızdıysan bunu ona söylemelisin”, “Kızdığın zaman bana anlat” gibi cümlelerle çocuğun kızgınlıklarını ifade edebileceğini gösterin. Bunları söylerken arkadaşının canını yakabileceği için üzgün olduğunuz sesinize yansısın ama sakın çocuğa bağırmayın veya ona vurmayın. Arkadaşlarının canını acıtacak şekilde onlara birşeyler atmaya devam ederse gözünüzü üstünden ayırmamaktan başka çareniz kalmıyor maalesef.
Oyuncaklarını sabitleyin. Mama sandalyesinde veya araba koltuğunda oturuken oynayabileceği birkaç oyuncağı uzun olmayan iplerle koltuğa veya masaya bağlayın. İplerin uzun olmaması boynuna dolayamaması açısından önemli dikkatli olun. Bağlı oyuncakları atmak kadar onları geri çekmek de hoşuna gidecektir. Ona yeni bir oyun çıkarırken kendi işinizi azaltmış olursunuz.
Ortalığı birlikte toplayın. Attığı herşeyi toplamasını çocuğunuzdan istemek 2-3 yaş için ağır olabilir. Siz de dağıtılanları toplama işine dahil olun. “Birlikte ne kadar çabulk toplayabiliyoruz” ya da “Oyuncak kedini bulmama yardım eder misin?” diyerek attıklarını toplaması gerektiğini ona gösterin.
İyi örnek olun. Bunu söylerken elinizdeki yastığı koltuğa atmamalısınız demek istemiyoruz, sadece bir kızgınlık anınızda elinizdekini eşinize fırlatmayın. Aslında yastığı atarak; atılabilecek ve atılamayacak şeyleri göstermiş olursunuz. Çocuk atmaması gerekene uzandığında birlikte evi dolaşın; nelerin atılabildiğini birlikte gözden geçirin; oyuncakları sepetine, kağıtları çöp kutusuna atın.
Yemek yerken yanında olun. Çocuğunuz yemeğini yerken yanında oturun, ihtiyacı olduğunda yardım edin ve konuşarak onun dil gelişimine yardımcı olun. Çocuğunuzun yemeklerini porselen tabaklarda vermeyin, kırılmayacak veya mama sandalyesine sabitlenmiş ürünler kullanın.
Porsiyonları küçük tutun. Uzmanlara göre çocuklar, doyduklarında veya sıkıldıklarında yemeklerini yerlere, duvarlara atarlar. Çocuğunuzu fazla yemeye zorlamayın, yemeyi bırakıp oyuna başladığı anda da hemen masasından kaldırın.
ADA RESİM YAPMAYI ÇOK SEVİYOR.DAHA DOĞRUSU BOYA KALEMLERİYLE OYNAMAYI ÇOK SEVİYOR.BİR İKİ KARALIYOR SONRA KALEMLERİNİ KUTUSUNA KOYMAYA ÇALIŞIYOR.SIKILINCA DA KALEMLERİ ATIYOR...
Bir oyuncak ya da kitaba yaklaşık 2 dakika kesintisiz dikkat verir Bedensel olarak yardım almak suretiyle basit komutları izler Basit soruları kelimeleri kullanmadan yanıtlar Adı belirtilen nesneleri, resimleri ve aile üyelerini gösterir kişi veya nesneleri etiketlemek üzere iki, üç kelime söyler (anne, baba, kedi gibi. Telaffuz çok düzgün olmayabilir) Basit sesleri taklit etmeye çalışır 12 ay civarında bebeğin çıkardığı seslerdeki vurgular, tonlamalar yetişkinlerin konuşma şekline benzemeye başlar. Ancak bu seslerin arasından ilk gerçek kelimeleri ayırt etmeniz biraz zaman alabilir. 12-15 ay arasında ortalama bir çocuk birkaç kelime söylemeye başlamıştır. 18 ay civarında iki kelimeyi yan yana getirmeye dahi başlayabilir, ancak yine de iki kelimeli cümle kurma 2 yaşında beklenen bir gelişimdir.
Konuşma küçük çocuklar için çok önemli bir uyarandır Beynin işitme, dil ve sosyal/duygusal merkezleri aynı anda devreye girmektedir. 12 ay itibariyle çocuğun beyni ana diline göre "şekillenmiştir". Yani ana dilindeki sesleri diğer dillere kıyasla daha iyi tespit edebilmektedir.
Çocuğunuz henüz çok fazla kelime söylemiyorsa endişe etmeyin Bu aşamada çocukların söyleyebildiklerinden çok daha fazlasını anlamaları tamamen doğaldır. Bu yaştaki bir çocukla karşılıklı konuşmak kolay olmayabilir. Söylediklerinin hepsini anlamasanız da, onu dinleyebilir, göz teması kurabilir ve elinizden gelen en iyi cevabı verebilirsiniz. Bu şekilde davranarak hem söylediği şeylerin önemli olduğu mesajını vermiş olursunuz, hem de iletişim kurmaya devam etmesi için teşvik etmiş olursunuz.
Dil gelişimini desteklemek için Araştırmalar çocuklarla bol bol konuşulmasının dil gelişimini hızlandırdığını ortaya koymuştur. Çocuk anne-babası ve diğer bakım verenlerle "sohbet ederken" ne kadar çok kelime işitirse dil gelişimi de o kadar hızlanacak ve o kadar çok sayıda kelime öğrenecektir. Ancak TV dinlemek veya sizin başka yetişkinlerle konuşmalarınızı dinlemek bu amaca hizmet etmeyecektir. Konuşmanın çocuğun ilgi alanına yöneltilmesi ve bizzat çocukla yapılması önemlidir.
Tekrarlar çok önemli Bu yaştaki çocukların dil öğrenimi esas olarak kelimelerin ve seslerin tekrar edilmesine dayalıdır. Sık sık "bu ne" anlamına gelen sorular sorarak, nesnelerin/kişilerin isimlerini öğrenmeye çalıştığını göreceksiniz. Basit şarkılar, parmak oyunları ve sesler ve kelimeleri içeren oyunlara bayılırlar. Bir şeyin adını öğrenmek çocuğa istediği şeyi belirtmek konusunda büyük bir güç kazandırır. Bu yaştaki çocuklar genellikle öğrendikleri kelimeleri uykuya dalmadan önce veya otomobil seyahatlerinde kendi kendilerine tekrar ederek pekiştirirler.
Dil gelişimin desteklemek ve ona yardımcı olmak için, çocuğunuza yukarıdan bakmak yerine onun göz seviyesine inin.
Konuşurken göz teması kurun. Onunla yüz yüze olmaya özen gösterin.
Etrafta gördüğü ve duyduğu şeyler hakkında konuşun ve bunları tanımlayın.
Onun yaptığı şeyleri nasıl yaptığını belirtecek şekilde konuşun. Örneğin, "oo aferin, kamyonu sürüyorsun" veya "aferin sana, makarnanı yiyorsun" gibi.
Kendi yaptığınız şeyler hakkında konuşun. Örneğin "anne tabakları bulaşık makinesine yerleştiriyor". Söylediği şeyi anlamaya çalışın. Sesinin tonuna dikkat edin: Bir soru mu soruyor, bir istek mi belirtmeye çalışıyor yoksa bir şeye mi kızmış? Konuşurken onu izleyin: Birşeyi mi işaret ediyor? Birşeye mi bakıyor? Sesini tonlaması, işaret etmesi ve mimikleri ile konuşmak istediğini, size birşey söylemek istediğini anlatmaya çalışıyor ve sizin cevabınızı bekliyor.
Biraz daha büyüdükten sonra kendisini ifade etmek için vurmak veya başkasının elindeki oyuncağı çekiştirmek yerine kelimeleri kullanmasını istemeye başlayabilirsiniz. Sizin şimdi onunla yapacağınız konuşmalar ileride duygu ve ihtiyaçlarını kelimelerle nasıl ifade edeceğini anlamasına yardımcı olur.
Sevdiği şarkıları, ninnileri ve masalları tekrar tekrar söyleyin, anlatın. Çocuğunuzun iletişim kurma girişimleri karşısında ilgi ve heyecanınızı gösterin. Nesneleri ve olayları adlandırmak için her türlü fırsatı kullanın -markette, arabada veya otobüste giderken, kitaplardaki resimlere bakarken, vb.-, gördüğünüz şeylerin ismini belirtin. Farklı renklerde ve boyutlardaki arabaları işaret edin, markette alış veriş arabasına attığınız şeylerin adını söyleyin.
Altını değiştirmek veya banyo yapmak gibi günlük işleri yaparken ne yaptığınızı söyleyin. Çocuğunuz bu kelimeleri tekrar etmeye başlayacak ve zamanla bunları yerinde ve doğru bir şekilde kullanacaktır.
Ayrıca çocuğunuzun yaptığı şeyleri, duygularını, isteklerini kelimelerle tekrar edin. "Ağlıyorsun, üzgünsün, neşelisin, su içiyorsun, sepeti dolduruyorsun", gibi..
İlişkiler ve Duygular Bu gelişim dönemi birçok gerilimi de beraberinde getirir. Çocuğun dil becerileri gelişmekte, söylenen şeylerin daha fazlasını anlamakta, ancak kendi duygu, düşünce ve isteklerini yeterince ifade edememektedir.
12-18 ay arasında "kendini tutabilme" (davranışlarını kontrol edebilme) özelliği henüz gelişmeye başlamıştır. Örneğin çocuk arkadaşını ısırmanın kabul edilmeyen bir davranış olduğunu bilse dahi, ilk anda içinden gelen ısırma isteğini yenemeyebilir. Bu yaştaki çocuklar dürtülerini kontrol etmekte henüz çok yetersizdir.
Kendini tutmanın beynin bu dönemde önemli ölçüde olgunlaşmakta olan frontal lobu ile ilişki olduğu düşünülmektedir. Bunu başarmak çok zor olsa da, tutarlı bir şekilde nasıl yapacakları gösterildiğinde ("hayır Selin, Aras'a vuramazsın, ama oyuncağını almasını istemediğini söyleyebilirsin") sosyal olarak kabul edilemeyen bazı davranışlarını (ısırmak, vurmak ve çığlık atmak gibi) kontrol etmeyi öğrenmeye başlayabilirler.
12-18 aylık bir çocuk "hayır" dendiğinde kendini sınırlayabilir ancak özellikle yorgun, uykusuz, aç ve öfkeli olduklarında bunu başarmaları çok güç olur. Genellikle öfke nöbetleri de böyle zamanlarda patlar. Bu nedenle çocuğunuzu gözlemeli ve bir öfke nöbetinin yaklaşmakta olduğunu hissetmeniz halinde, olaylar kontrolden çıkmadan duruma el koymalısınız.
Örneğin çocuğunuz çok yorgunsa biraz kucağınızda oturarak bir kitaba bakmasını ve dinlenmesini sağlayabilirsiniz. Çocuğunuz bir arkadaşı ile oynarken, aralarındaki gerilimin artmaya başladığını görürseniz yeni bir oyuna veya şarkıya başlayarak dikkatlerini başka yöne çekebilirsiniz.
Yine de öfke nöbetlerini önlemek her zaman mümkün olmayabilir. Aslında gerilim/öfke nöbeti yaşamak küçük çocukların zor durumlarla nasıl baş edileceğini öğrenmeleri açısından önemli bir süreçtir.
Öfke nöbetine kapıldığı anda anne-babasının ya da diğer bakım verenlerin kendisinin yanında olduğunu gören çocuğun, kontrolünü kaybettiği ya da duygularına ilişkin yardıma ihtiyacı olduğunda onların kendisine destek olacağına dair güven duygusu gelişir.
12-14 aylık çocuklar anne veya babalarına karşı güçlü bir duygusal bağlılık gösterirler (bu güçlü bağlılığın ilk sinyaller 8. ayda ortaya çıkar ve 15. ayda tepe noktasına ulaşır).
Bu yaştaki çocuklar artık sizden ayrıldıktan sonra da sizi hatırlamaya devam ederler ve örneğin sabah işe gitmek için evden çıkarken bu ayrılık beklentisi onlar için büyük bir stres kaynağı oluşturabilir.
Bu yaşta ayrılık kaygısı terk edilme veya yalnız kalma korkusu olarak kendini gösterir. Bu çağda hafıza, dil ve sembolik oyun alanlarındaki becerileri gelişmeye başlamıştır ve iki yaşından sonra bu becerilerin iyice olgunlaşması ile ayrılıklarla çok daha rahat bir şekilde baş etmeye de başlayacaklardır.
İlişkiler ve duygusal gelişimi konusunda çocuğunuza yardımcı olmak için, gerilimli hallerde başvurabileceği yöntemleri öğretin (kelimelerle veya mimiklerle ifade etmek, yardım istemek, vb.). Davranışının sonuçlarını net bir şekilde belirtin. Örneğin "Aras'ın oyuncağını elinden çekemezsin ama senin sıranın geldiğini söyleyebilirsin" veya "arabayı onun elinden alırsan, arabayla oynamana izin vermem", gibi.
Kabul edilemez bir şey yaptığında dikkatini başka yöne çekerken, örneğin "seni çok seviyorum ama bu davranışını beğenmiyorum" diyerek, davranışı kabul etmeseniz de kendisini her zaman kabul ettiğinizi ona belirtin.
Sizi, yanınızdan ayrılıp keşif yapmaya gittiğinde, biraz rahatlamak ve duygusal olarak güç kazanmak üzere size geri dönebileceği "güvenli bir liman" olarak görmesine izin verin. Yani dünyayı keşfetmesi ve tanıması için onu teşvik ederken; rahatlamaya, güvenliğe ve sizinle arasındaki güven dolu ilişkiye ihtiyaç duyduğunda her zaman onu memnuniyetle karşılamak için de hazır olmalısınız.
Çocuğunuza sınırlı seçenekler sunun Meyve olarak elma mı yoksa muz mu tercih ettiği; boya yapmak için mavi mi yoksa kırmızı kalemi mi tercih edeceği gibi. Karar verme şansına sahip olmak onu çok mutlu edecektir. Oyunun sonucuna değil oynama sürecine odaklanın. Bir resmin boyandığını ya da bloklardan oluşmuş uzun bir kuleyi görmek güzeldir elbette, ancak asıl önemli öğrenme boyama sırasında veya blokların nasıl üst üste dizileceğini anlamaya çalışırken gerçekleşir. Çocuğun hatalar yapmasına izin verin, bunlar öğrenmek için değerli fırsatlardır.